|
Yenice’nin Hilmi’si
“Bu da kim imiş” diyenler olacaktır elbette. Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olanlardan olan Hilmi Kibar, komşu ve kardeş ilçe Darende’nin Yenice kasabası Aşağı Mahallenin Taşmahle kümesinden Nuri Memet- Şâkire Kibar ailesinden 1948 yılında dünyaya gelmiş, hâl ve ahvali özetlenecek olursa bozulmamış Türk’lerdendi. “Hilmi Baba” diye ananlar da çoğunlukta.
Nakşibendi tarikatına mensuptu. Haftanın belirli akşamları tertiplenen çay sohbetlerine katılmaktan hoşlanırdı. Kemalların Memik namı ile anılan Mehmet Yücel’e; bu sohbetlere götürülmesine rehberlik yaptığı için çok çok dua ederdi.
Elbistan’a geçici naklettiğinde; “Memiiik, Memik, sen gittin, ben hatim sevabından mahrum kaldım.” Diyerek, bu göçten üzüntüsünü belirtirdi.
Bahçe sulama, bel ile çapa yapma, inşaat ve benzeri işler için Hilmi tercih edilirdi. Çünkü aldığını helal ettirme yönünden mükemmeldi. Çalıştığı yevmiyenin kaç lira olduğunu kendisi değil işveren bilir, O da, hakkı ne ise onu verir, cebine konulan parayı da saymazdı. “Niçin mi?” dediniz: para saymayı bilmezdi de ondan. Aldığını doğruca muhterem eşi Hanım Kibar’a getirip avucuna koyardı. Bu saflığından dolayı da askerliği altı ay yaptı.
Esme Üsüyün namı ile anılan merhum Hüseyin Sevindir’in kızı Hanım ile evlilikten 6 çocuk babası, 10 da torun dedesi olan Hilmi’nin anekdota meyyal anılarının tümü toplansa birkaç yaprak kâğıt doldurur kanımca. Bir hatıra olsun için bir kaçını sıralayalım, ruhunu şâd etmek için:
Emekli Öğretmen Durdu Coşkun ve Belediye Bşk. Mehmet Yücel’den dinledim, yanılmıyorsam: Yedi yıl kadar önce vefat eden eşi Hanım Kibar’ın mezarının yanına; “ Bu da benim mezar taşım olsun” der ve ekler: “ Bizim Hanım; bu dünyada da mı beni buldun?” diye sinirlenir amma, “Gene de benim mezarımı buraya kazsınlar” diye vasiyet eder, dinleyenleri güldürür. Ve de dediği gibi oldu, Hanım bacının ruhu sinirlense de, hoş görse de tam mezarının yanına defnedilerek, tüm Yenicelilerin katılımı ile Allah’a uğurlandı Hilmi Kibar.
Sadık Yücel anlatıyor: Bir gün camiden çıktıklarında, kulağına eğilen bir komşusu: “Hilmi, Hilmi, sen öğle namazının sünnetini beş rekat kıldın” demesine cevabı ilginç; “Ulan be adam; Yaratan ile aramıza girme: Allah kabul ediyor da, sana ne oldu?”diye taşı gediğine koyar.
Bir gün, Encümenin oğlu Hoca namı ile anılan Abdurrahman Yücel, şaka yapayım derken sinirlendirdiğinde:
“…Ulan Hoca, ulan Hoca, şimdi anana diyeceğimi der, bunun altından kalkarım da, O, mübarek insan merhume anneyin, o değerli kişi merhum baban Hamid efendinin hatırı var” diyerek sinirini yatıştırır.
Yılda iki üç defa Elbistan’a gelir, birkaç gün dost ve akrabalarda misafir kalır, sıra ile dostlarını ziyaret ederdi.
Hilmi’yi teyzesi oğlu olan esnaftan Ali İhsan Yücel, hamama götürmüştür. Keyfi gelip içi coşar. “Teyzoğlu, Teyzoğlu; evinde de böyle bir hamam olmalı ki…” diyerek memnuniyetini dile getirir. Çıkarken para ücret ödeme faslında, “Hamamcıya; paranın ne gereği var, boş ver, haydı gidelim” der. Az sonra, dondurma ısmarlanır. Hilmi ilk defa dondurma ile karşılaşmıştır.
Dondurmaya dişlerini kilitlemesi ile hayretini gizleyemeyerek şöyle der: “…Vay canına, bu sanki buz dolabından çıkmış, ne kadar da soğuk muş?” der.
Bu yıl yazımına başlama hazırlığında olduğum Un Sandığı 4. cilt kitabıma almayı düşündüğüm bir anısını (Anekdot) anlatmadan geçemiyeceğim:
Din adamlarını son derece seven, saygı duyan Hilmi Kibar, (Şimdi sevmesin) çok sevdiği Darende Müftüsü sayın Ünal TAN’a: emir verir gibi işaret parmağını kaldırır :“…Müftü Efendi beni iyi dinle!.. Sakın ha unutma!.. İtiraz da etme!.. Ben ölünce cenaze namazımı sen kıldıracaksın” diye tembih eder, bir nevi vasiyette bulunur. Müftü Efendi; “Allah kısmet ederse niye olmasın” cevabını verince, oldukça sevinir; “Allah sizden razı olsun” der.
Aradan bir haylı zaman geçmiştir. Hitabeti mükemmel ve bilgisi de takdirle karşılanan, Darende halkının oldukça gönlünü kazanan Müftü Ünal TAN, bağlısı Malatya İL’i Müftü Yardımcılığına atanır. Tayin olalı da 6 ay kadar olmuştur. Durup dururken; “Suriye’de, din adamları toplantısına katılacaksınız.” diye Diyanet İşleri Başkanlığından bir emir gelir. “Emir demiri keser”. Ünal Hoca, derhal hazırlığa başlar. Pasaport işlemi de 23 Mayıs 2008 günü bitecek, 24 Mayıs günü sabahleyin Suriye’ye hareket edecektir. Olacak ya, bir evrak eksikliği veya konsolosluk probleminden dolayı durum beklendiği gibi gerçekleşmez. İşin ilginçliğine bakınız ki; 23 Mayıs akşamı Hilmi Kibar Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur, 6 ay önce yakalandığı kan kanserinden.
Müftü sayın Ünal TAN’ın da cenazesini kıldırması vasiyetini kardeşi Süleyman Kibar ve diğer yakınları bilmektedir. Sabahın erken saatinde bir telefon: “…Efendim, Hilmi kibar, size ömür, vefat etti. Cenazesini de sizin kıldıracağınızı, hatırlarsanız vasiyet etmişti. Bu gün öğle namazını müteakip Aşağı Mahalle Camiinde kılınacak, teşrif eder misiniz, bekleyelim mi?”
Sayın TAN, düşünür, düşünür; kendi kendine şöyle konuşur: “…Şu hikmete bakınız ki, ben bu gün Suriye’ye hareket edecektim. Demek ki, pasaportun gecikmesi, bu dostun (Şimdi dostu olmasın) vasiyetini yerine getirmeme vesile olacakmış. Her işte bir hayır var” der. Derhal Darende’ye hareket eder. Darende merkez vaizi ve de görev arkadaşı Yahya ÖZEN’i de beraberine alan sayın Ünal TAN Yenice’ye gelmişlerdir. Camiyi tıklım tıklım dolduran halka hitaben bir saate yakın vaaz vermiş, her canlının ölümü tadacağı konusuna değinip, Hakk’ın rahmetine kavuşan Hilmi Babaya rahmet dileyip, “Âmin” denildikten sonra, böyle kalabalığın böylesi bir yaz mevsiminde çok zor olacağını düşünüp çok güzel bir şekilde değerlendiren sayın TAN sayfayı değiştirip vaizine devam etti. Devam etti diyorum, çünkü ben de katıldım.
Türk Milletinin kardeşlik bağlarının, eskisinden daha fazla güçlenmesine ihtiyaç duyulduğu bir dönemde olduğumuzu, insan gönlü kırmanın bir Kâbe yıkmak kadar günah, yapmanın ise bir Kâbe yapmak kadar sevap olduğu, komşuluk haklarına son derece riayet edilmesinin çok sevap olduğu, küs durmanın ise büyük günahlardan sayıldığı, Devletimize hepimizin saygılı ve verilen emirlere eksiksiz uymamız gerektiği, Ülül emre itaat İslam Dininin emirlerinden olduğunu belirti, dolayısı ile Devlet-Vatandaş bütünleşmesinin incelikleri yolunda çok güzel bir vaaz verdi, tatlı hitabeti ile gönüllerimizin âdetâ pasını da sildi sayın TAN bu vesile ile.
Öğle namazını ise beraberinde gelen Darende Merkez Vaizi Yahya ÖZEN’in kıldırmasına işaret etti. Namazın ardından sıra cenaze namazı kılınmasına geldi. Saf tutulduktan sonra, cami meydanını dolduran muhterem Yeniceli kardeşlerimize hitaben; “İşte sizlere ibret verecek bir canlı yayın, bir ibret sergileyen manzara... Hepimiz öleceğiz. Ancak, Yaratanın huzuruna yüz akı ile çıkmak için O’nun emir ve yasaklarına uyup uymadığımızı düşünmeliyiz, kendimizi derinden derine kontrol etmeliyiz… Geçmiş günahlarımıza tevbe edip, bundan sonra namazımızı eksiksiz kılmak başta emir ve yasaklarına uymamız yolunda kararlı olmalıyız” yolunda öğüt ve öğütler verip, cenaze namazını kıldırdıktan sonra, Korucu Tepesi batı güney kesimine, yaklaşık 30 yıl kadar önce defin başlayan yani yeni mezarlığa kadar gidip, kabri başında sonuna kadar bekleyen Malatya Müftü Yardımcısı sayın Ünal TAN’ın bu nazik tavrını Kibar ailesi kadar, Yenice kasabası halkı da takdirle karşıladılar ve teşekkür ettiler.
Kibar ailesi ve yakınları adına; Sayın TAN’a, Vaiz Yahya ÖZEN’e Allah dostu olan bu dostunun vasiyetini eksiksiz yerine getirmelerinden, cenazeye katılan tüm Yenice kasabası ve muhterem Şuğul halkı ile Darende merkezden ve diğer bazı komşu köylerden gelen kardeşlerimize teşekkür ediyor, merhuma Allah’tan rahmet diliyorum.
MEHMET GÖÇER
ELBİSTAN
| 08.06.2008 11:44.
|
|
|
 |
 |
|
|